Kapıyı açtığınızda gözünüze ilk çarpan yer neresi? Çoğu evde bu soru bir metrekarelik bir boşlukla cevaplanır: ayakkabılar, birikmiş kargolar, bir yere asılmış paltolar. Oysa giriş alanı, evin geri kalanı hakkında ne düşünüleceğini belirleyen ilk cümledir. İyi haber şu: burası küçük olduğu için doğru kararlar hızlı sonuç verir, hata yapsanız da bedeli düşüktür. Kendi başına uygulamak isteyen biri için giriş odası dekorasyon konusu, deneme yanılmaya en uygun alanlardan biridir.
Peki nereden başlanır? Alışverişten değil, ölçümden. Girişin yapabileceği işleri listelemeden alınan her mobilya, sonradan yerinden edilir.
Önce üç ölçüyü not edin: kapının açılma yönü ve süpürdüğü alan, kapıdan karşı duvara olan mesafe, koridorun net genişliği. Geçiş yolu için en az 70-80 cm bırakmak gerekir; iki kişinin rahatça yan yana durabilmesi isteniyorsa 90 cm daha konforludur. Kapı içeri açılıyorsa, o yayın içine dolap, sandalye ya da halı köşesi koymayın.
Derinlik 35 cm'in altındaysa klasik ayakkabılık girmez. Bu durumda çözüm duvara monte, kapakları öne devrilen ince ayakkabı dolaplarıdır; 17-20 cm derinlikle iş görürler. Hiç yer yoksa dikeye çıkın: kapının üstü, duvarın tavana yakın bölümü ya da merdiven altı gibi ölü alanlar mevsimlik saklama için biçilmiş kaftandır.
Girişte biriken kaosun sebebi genelde eşya fazlalığı değil, "eve girerken elden bırakılan şeylerin" tanımsız olmasıdır. Bir hafta boyunca kapıdan girer girmez ne bıraktığınızı gözlemleyin. Tipik liste şöyledir:
Her maddeye bir adres verin: küçük parçalar için tepsi ya da kâse, ayakkabılar için kapaklı ünite, giysiler için askı, kâğıtlar için tek bir sepet. Adresi olmayan eşya konsolun üstünde birikir.
Ayakkabı giyip çıkarmak için oturma yeri lüks değil, ihtiyaçtır. 40-45 cm yükseklikte bir bank ya da puf yeterlidir. Yer darsa katlanır tabure veya altı sepetli, üstü minderli sandık ikili iş görür. Bank yerleştirirken önünde en az 50 cm boşluk kalmasına dikkat edin, yoksa eğilince duvara çarparsınız.
İşlev oturduktan sonra sıra "ilk izlenim"e gelir. Girişte az sayıda öğe kullanılır ama her biri yüksek sesle konuşur.
Ayna girişte iki iş yapar: çıkmadan önce son kontrol imkânı verir ve dar hacmi ikiye katlar. En etkili konum, yandan gelen ışığı yansıtan duvardır; aynayı doğrudan kapının karşısına asmak yerine, pencereden ya da avizeden gelen aydınlığı toplayan bir açı seçin. Boy aynasında alt kenar yerden 15-20 cm yukarıda, yarım boy aynada merkez göz hizasında (yaklaşık 155-160 cm) olmalı. Aynanın altına ince bir konsol koyduğunuzda giriş kendiliğinden bir "sahne" kazanır. Aynalar ve dekoratif elemanların yerleşimini anlatan içeriklerdeki kompozisyon kuralları, bu küçük duvar için de aynen geçerli.
Tek bir tavan armatürü girişi düz ve soğuk gösterir. Katmanlı düşünün:
Girişte hareket sensörlü bir armatür ya da akıllı priz, elleriniz doluyken hayat kurtarır.
Giriş, evin uzun süre vakit geçirilmeyen tek odasıdır; bu yüzden cesur renk denemek için en güvenli yerdir. Koyu yeşil, petrol mavisi ya da terracotta bir duvar, salonda yorucu olabilecekken girişte karakter yaratır. Yine de bir kural var: girişin rengi, oradan görünen odayla kavga etmemeli. Kapıdan bakıldığında salon görünüyorsa iki mekân arasında ortak bir ton bırakın.
Zeminde dayanıklılık öne çıkar. Islak ayakkabı, çamur, kum burada birikir. Yıkanabilir bir paspas ya da kısa havlı, koyu desenli bir kilim en pratik seçim. Uzun tüylü halıyı girişe koymayın; birkaç ayda eski görünür. Halının kapı yayını engellemediğinden emin olun.
Üç öğe kuralı işe yarar: bir bitki, bir görsel, bir doku. Az ışık alan girişler için zamiokulkas veya sanseviera gibi dayanıklı türler uygundur. Görsel olarak tek büyük tablo, çok sayıda küçük çerçeveye göre dar alanda daha ferah durur. Doku ise hasır sepet, keten koşu yolu ya da ahşap bir askılıkla gelir. Elinizde duran eski bir sandalye ya da sandığı zımparalayıp boyayarak girişe kazandırmak, hem bütçe hem karakter açısından en kârlı hamlelerden biridir.
| Adım | Yapılacak | Tipik hata |
|---|---|---|
| 1 | Boşalt, ölç, ihtiyaç listesi çıkar | Önce mobilya almak |
|
Diğer yazılar |